Ciğerlerimiz Yanıyor: Yeşil Vatana Birlikte Sahip Çıkma Zamanı

Yine o malum mevsim, yine içimizi kavuran o haberler... Haber bültenlerini açmaya, sosyal medyada gezinmeye korkar olduk. Haritada kırmızı noktalar çoğaldıkça, oradan yükselen her duman aslında bizim ciğerlerimizden sökülen bir nefes. Yanan sadece ağaçlar, çam yaprakları değil; o ormanın koynunda yaşayan kaplumbağanın, sincabın, binbir çeşit kurdun kuşun evi, geleceği ve bizim yarınlarımız...
Son günlerde ülke genelinde rüzgarın da etkisiyle maalesef yangın haberleri peş peşe geldi. Resmi verilere baktığımızda durumun ciddiyeti çok daha net ortaya çıkıyor: Sadece son 48 saat içinde Türkiye genelinde 115 farklı noktada yangın çıktı. Orman teşkilatı, AFAD, itfaiye ekipleri ve yürekli gönüllüler havadan ve karadan gece gündüz demeden alevlerle savaşıyor. Çok şükür ki bu yangınların 110'u kontrol altına alındı veya söndürüldü. Fakat Muğla, Balıkesir, Aydın ve Mersin gibi bölgelerde ekiplerimizin alevlerle mücadelesi ve soğutma çalışmaları hala devam ediyor.
Resmi makamların aktardığı sevindirici tek şey, çok şükür şu ana kadar bir can kaybımızın olmaması. Ancak tedbir amaçlı yüzlerce ev, mahalleler, hatta hastaneler ve bakım evleri tahliye edildi. Düşünün; bir birkaç saat içinde evinizi, düzeninizi, anılarınızı arkada bırakıp kaçmak zorunda kalıyorsunuz. Bu dramı ve çaresizliği anlamak için ille de o alevlerin dibinde olmak gerekmiyor.
Peki Biz Ne Yapacağız?
Ekipler sahada 28 uçak, 100'den fazla helikopter ve binlerce personelle alevlerin önüne set çekmeye çalışırken, bizim buralardan "vah vah" demekten fazlasını yapmamız lazım. Çünkü istatistikler yalan söylemez: Orman yangınlarının çok büyük bir kısmı insan ihmali yüzünden çıkıyor.
Özellikle yaz aylarında tarlalarda, bağlarda ve bahçelerde yapılan anız yakma alışkanlığı, kontrol edilemeyen felaketlerin fitilini ateşliyor. "Birazdan söner" ya da "kim görecek" diyerek yakılan küçük bir ateş, rüzgarın da kurbanı olarak saatler içinde binlerce hektarlık ormanı yutabiliyor. Anız yakmak sadece topraktaki canlıları ve verimliliği öldürmekle kalmıyor, aynı zamanda tüm ülkenin geleceğini kül ediyor. Lütfen bu tehlikeli alışkanlıktan tamamen vazgeçelim.
İçerik Bahçesi olarak şunun altını çizmek istiyoruz; doğayı korumak bir tercih değil, bu topraklara olan borcumuzdur. Lütfen şu temel kuralları aklımızdan çıkarmayalım:
Asla anız yakmayın ve tarımsal atıkları ateşe vermeyin. Toprağın canını yakmak, kendi geleceğimizi yakmaktır.
Ormanlık alanlarda ve yakınlarında asla ateş yakmayın. Bir mangal keyfi, yüzlerce yıllık bir ormanın yok olmasına değmez.
İzmaritleri ve cam şişeleri doğaya atmayın. Özellikle sıcak havalarda bir cam kırığı, mercek görevi görerek koca bir ormanı yakmaya yeter.
En ufak bir duman veya şüpheli durum gördüğünüzde hemen 112'yi arayın. Erken müdahale hayat kurtarır.
Bugün ciğerlerimiz yanıyor olabilir ama yarınları yeşertmek yine bizim elimizde. Orman işçilerimizin, itfaiyecilerimizin emeğine sağlık; yangından etkilenen tüm vatandaşlarımıza da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Doğayı sev koru
